1983 yılında doğdum. Üniversiteye başlayana kadar pek gezme imkanım olmadı. Rutin şeyler yapmak beni daha mutlu ediyordu. Aynı ev, aynı mekanlar ve aynı yerde tatil yapmak bunlardan bir kaçı. Çocukluğum futbol oynamakla geçti. Başarısız bir öğrencilikle beraber 12 yaşımdan 17 yaşıma kadar Beşiktaş ve Selimiye’de futbol oynadım. Futbolcu olamayacağımı anladığımda okula yöneldim.

Yoğun bir dershane senesinden sonra İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nü kazandım. Çift anadal imkanıyla İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümünü de ekleyerek iki bölümden de zamanında mezun oldum. Niğde Kaletepe’de çok kısa bir süre çalıştıktan sonra bir yazımı Aksaray Güvercinkayası kazısında geçirdim. Artık sadece gezmek istiyordum. Farklı yerler görmek ve farklı insanlarla tanışmaktan keyif aldım. Sonrasında Bahçeşehir Üniversitesinde Stratejik Pazarlama ve Marka yönetimi bölümünden yüksek linsansımı tamamladım. Son olarak işime faydalı olacağını düşünerek 4. kez lisan işine soyundum.  Büro Yönetimi ve Çağrı merkezi Hizmetleri Bölümünende öğrencilik hayatım devam ediyor.

Okuldan mezun olduktan sonra Edirne Keşan ve Uzunköprü’de askerliğimi yaptım. Sonra da İngilizce öğrenmek için İngiltere’de iki sene yaşadım. Döndüğümde ise Boyner Back-Up ve sonrasında Acıbadem Hastanesi çağrı merkezinde çalışmaya başladım. Çağrı merkezi işim gezi ise hobim oldu. VFS Global çağrı merkezinde hem işimi yapıyorum hem de vize süreçleriyle iç içe iş hayatıma devsm ediyorum.  Bu kadar farklı yerlerde bulunmak insanı değiştiriyor. Türkiye’ nin bir ucundan gelen askerlik arkadaşınız ile Hindistan’ dan İngiltere’ ye göçen arkadaşınızın sohbeti ve bakış açısı çok farklı. İleri kültür diye bir tabir olmadığını bu şekilde öğreniyorsunuz. Her toplumun ayrı görüş ve yaşam tarzları var.

Hiçbir yere gidemiyorsanız bulunduğunuz ili keşfedin. Gittiğim yerleri sizinle paylaşıyorum. Sizler de aynı yerlere gittiğinizde size bir parça yardımı dokunur. Her zaman iletişime geçebilirsiniz…

tatiliyet@gmail.com

Kişisel Bloglarım:

12-05-2015 16-31-37http://tatiliyet.blogspot.com.tr/

indir

553876_10151200686767810_517546324_n

Gezimanya web sitesi ile yapılan Haziran 2015 tarihli söyleşi: 

 

 

22-08-2015 13-21-35

1 – Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

17 yaşına kadar futbolcu olacağımı sanmıştım. Beşiktaş ve Selimiye alt yapısında oynadım. Sonra futbolcu olamayacağımı anladığımda okula yöneldim. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümünü okurken çift anadal hakkı ile Tarih bölümünü de bitirdim. Sonrasında Bahçeşehir Üniversitesinde Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi üzerine yüksek lisansımı tamamladım. İlk defa arkeolojik kazı yaptığım günlerde gerçek anlamda gezmenin zevkini tattım.  Aksaray ili Güvercinkayası kazısında geçirdiğim dört ay dünyaya bakışımı değiştirdi. Karşımda bir duvar var. Ona dokunuyorum. Ama bu duvar 7000 yıl önce yapılmış. Tek kelime ile muhteşem bir duygu içinizi kaplıyor. Sonrasında askerlik için Edirne’ye gittiğimde de bu gezme/görme hobim devam etti. Selimiye Cami ve Uzunköprü’yü görme fırsatım oldu. İlk defa Edirne ciğerini de şehirde yemiştim. Bu dönemler yurtdışında yaşamaya çok hevesliydim. Dil öğrenmek için 2 yıllığına İngiltere’ye gittim. Bu süre içerisinde çok sayıda İngiliz şehri görüm. İngiltere dışına da çıkarak Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’da seyahat etme fırsatım oldu. Türkiye’ye geldiğimde Türkiye’de az gezmiş bir gezgin olmuştum. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Ülkeye döndükten sonra sınırlar içerisinde duramadım. Hatta durum öyle bir hal aldı ki ülkemiz şehirlerini görme fırsatım olmadı. Çözüm olarak uzun tatillerde yurt dışı kısa tatillerde yurt içi tatili tercih etme kararı aldım. Bir bakmışım ki hiç tatil köyünde yatıp dinlendiğim bir tatil olmamış.  En önemlisi Bingöllü olmama rağmen şehri görmediğimi fark ettim. Hala da göremedim.

Şu anda bir sağlık grubunun çağrı merkezinde çalışıyorum.  Eğitim hayatım ve çalışma hayatım birbirinden bağımsız gelişti. Bu eşleşmeye hobi olarak gezginliği eklemeye çalıştım.  İş olarak turizme yönelebilirdim. Hobi olarak kalmasını tercih ettim. Hobi olan dallar güzel, iş olan kollar sıkıcıdır. Bunu dünyanın en keyif veren iki işini yaptığım için rahatlıkla söylüyorum. Futbol sadece maç günü güzeldir. Tabi bu maçta sakatlık yüzünden tribünde veya formsuzluk nedeniyle yedek kulübesinde değilseniz. Bir 90 dakika adına, haftanın beş günü bazen ayağına top bile değmeden antrenman yapmaya değer mi? Değmez dedim ve kazılara gittim. Peki her arkeolog Indiana Jones mu? Değil tabi ki her sabah saat 4’de kalmak nasıl bir duygu bilir misiniz? Altınlar ve paralardan bahsediliyor. Ama kimse demiyor ki 7000 yıl önce para vicat edilmemişti ve dünya maden kullanımına geçmemişti…

Not: Arkeolog olmak isteyenlere kısa yolda yer alan yazımı tavsiye ederim.

 

2 – Gezmek size ne ifade ediyor? Kendinizi bir “gezgin” olarak nasıl tanımlarsınız?

Gezmek bana sadece gezmeyi ifade ediyor. Yer ayırt etmeden dolaşmak, farklı iklimleri solumak, insanları gözlemlemek hoşuma gidiyor. Genelde araç kiralamak veya taksi kullanmak yerine toplu taşımayı tercih ediyorum. Ana caddelerden çıkarak kuytu yerlerde yemek hoşuma gidiyor. Sadece görmek ve anlamak istiyorum.  Mesela Yunanlıların Türklere düşman olmadığını gördüm.  Onlar da gün içinde bizim gibi yaşıyor. Bizim taksi şoförümüzün elinde çay var onlarınkininse soğuk kahve var. Nasıl para kazanırım diye düşünüyorlar. Akşam evde ne yiyeceğim diyorlar. Biz de böyle değil miyiz? Detaylı bir konu konuşsanız dini ve siyasi fikir çatışması olabilir. Bu çatışma aynı ülke, aynı mahalle ve hatta aynı aile içinde bile oluyor. Farkındayım, konu dünya barışı temasına gidiyor. Buralara girmeden kendimi gezgin gibi değil de kültür gözlemcisi gibi hissettiğimi söyleyebilirim. Hal böyle iken dünyada adım atmadık yer bırakmamak bana farz oldu.

Tatile çıkarken sadece o yeri gerçekten yaşamak isterim. Nerde kaldığım ve kimle olduğumla çok ilgilenmem. Çoğu turumu tek yapmışımdır. Hiçbir şey bulamazsam bir kafede oturup kahve içiyorum.


3 – Yakın zamanda bir Karadeniz turunuz oldu, hangi şehirleri gördünüz deneyimlerinizi aktarır mısınız?

Orta Karadeniz’den Doğu Karadeniz’e şehirleri azar azar görerek gezme şansım oldu. Samsun, Ordu, Giresun,  Trabzon, Rize, Artvin ve Batum’u gördüm.

Kısa sürede çok şehir gördüğüm için hepsini hakkıyla gezdim diyemem.  Kapalı bir hava ile gelen sürekli yağış boyunca Karadeniz kıyısında yol aldık. Sağımda devamlı dik bir yamaç, kulağımda Volkan konak ve Kazım Koyunca şarkıları vardı. Ne zaman ki yamaç yerini geniş düzlüğe bırakıyor işte orası şehir/ilçe merkezi demektir. Tabi bir de yamaç arkalarında ayrı bir güzellik var. Ayder Yaylası, Fırtına Deresi, Sümela ve Uzungöl mayıs ayında olmamıza rağmen karlı tepeleriyle beraber kıyı kesimine oranla bambaşka bir görüntü çizdi.

Tatilimi özetlersem yemek, eğlence ve doğal güzellik diye bilirim. Yemek demek mıhlama, laz böreği, pide, mısır ekmeğidir; eğlence horon ve fıkralar; doğal güzellik ise müthiş dereler ve göz alabildiğine yeşilliklerin karışmasıdır.

Rehberimiz Karadeniz turu kültür turları içinde geçer ama aslında doğa turudur demiştir. Bence hem doğa hem de gurme turudur. Ama ben doğayla iç içe olunca ve böyle lezzetli yemeklerle karşılaşınca öyle bir yedim ki benim için sonradan gurme turu oldu.

 

4 – Seyahatlerinizin rotasını nasıl belirlersiniz? Gideceğiniz yerlere neye göre karar verirsiniz?

Tek hedefim görmediğim her yeri görmektir. Uzak/yakın, güzel/çirkin demeden önümdeki fırsatlara göre plan yapıyorum.  Her şehre 2-3 gün ayırıyorum. Nerde ucuz bilet var, nerde tatil imkanı var ve nerde görmediğim yer varsa abbas yolcu derim. Uzuncu aynı lokasyonda kalmak yerine en yakın şehre/ülkeye yöneliyorum. Yerler belirlendikten sonra blog yazıları rotamı belirliyor. Gidenler ne demiş? Önerileri mutlaka dikkate alarak harita üzerinden rota çiziyorum. Rotam pek şaşmaz.

Geçen yaz, İtalya’da Roma ve Floransa’da kaldıktan sonra Venedik’e geçmiştim. Ayaklarımı hissetmiyordum. Tüm planlarımı yaptım ve hızlı trenime yetişmek için dünyanın en güzel manzaralı tren istasyonlarından biri Venice Santa Lucia Train Station önünde beklemeye başladım. Karnım toktu. Daha 45-50 dakika vardı. Manzaram harika olduğu için kitabımla beraber merdivenlerde oturdum. Bolonya’da ne yapacağımı hesaplıyordum. Artık vakit geldi dediğimde peron numarası için bir daha bilete baktım. Aman Allah’ım varış saatini biniş saati diye görmüşüm! Ağlamaklı oldum. Yakın saatte başka hızlı tren de yoktu. Mecbur normal bir tren ile Bolonya’ya 3-4 saat gecikmeli gittim. Sonrasında heralde İtalya Seria A ve B liginin tüm asansör takımlarının tren istasyonunda durdum. İlk defa yorgunluk yüzünden rotam şaştı ve çizdiğim rota beni çizmişti…

5 – İngiltere maceranız nasıl gelişti, ne kadar kaldınız, oradaki yaşamı anlatır mısınız?

 İngiltere’ye au-pair olarak gitmiştim. Ama macera demek cuk oturdu. İlk olarak Norfolk-Suffolk sınırında Bury St. Edmunds yakınında küçük bir köyde yaşadım. Anne-baba, 3 çocuk, 5 at, 2 kedi, 1 köpekten oluşan İngiliz bir aile yanında İngilizce öğrenmeye çalıştım. Tabi dil sorunum olduğu için keyfini doyasıya çıkaramadım. Sonra St. Albans’da İngiliz ama Yahudi bir çift ve 2 yaşındaki çocuğuyla yaşadım. Buradan Berkhamsted yakınlarında İskoç bir anne ve İngiliz asker bir babanın iki çocuğuyla yaşadım. Çizdiğim panorama daha bir şey anlatmadan macera gibi gözüküyor değil mi?

Son olarak da Hintli, İngiliz ve Fransız arkadaşlar ile bir eve çıktık. Sanki Temel fıkrası gibi oldu. Ama her anımız fıkraydı. Hintli arkadaşım köri kaynatıp içerken benim mücver yapmam yüzümde tebessüm oluşturuyor. Bir İngiliz, bir Hintli, bir Fransız ve bizim Emir İngiltere’deyken… Bak biliyorsanuz anlatmayımJ

Herkes İngiltere kaldığım günlerde en heyecanlı olduğum anın London Eye’dan şehre baktığım veya İrlanda’ya gitmek olduğunu düşünüyor. Ama 3-4 ay sonrasında ilk defa sucuk yediğimde aldığım haz Michelin yıldızlı şefin elinden yemek kadar özeldi.

6 – Gezip gördüğünüz ülkelerden sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

 Her ülkenin etkisi farklı oluyor. Ama İngiltere’de Bath (çok bilinmediği için özellikle belirtiyorum) beni büyüledi. Tek başıma gitmiştim. Şehir o kadar romantik mi aşık olma ihtiyacı duydum. Ama kimseye olamadan geldim.

Ocak ayında Moskova’ya gitmiştim. Gece -25 derecede donmuş sokaklarda yürümek, Dubai Çöllerinde 35 derecede safari yapmak da unutamadığım anlar yaşamama sebep oldu.

Favori şehirlerim ise Venedik, Amsterdam ve Edinburgh’ dur. Bunları görmeden diğer kıtalara yayılmamak lazım diye düşünüyorum.

7 – Eğer imkânınız olsa 1 sene izin ve limitsiz maddi olanak verseler, nerelere giderdiniz?

İmkanımız yok mu? Sınırsız maddi olanak olmayabilir ama sınırsız süremiz bulunuyor. 2-3 yıl içerisinde 6 aylık Amerika kıtası turu yapmayı düşünüyorum. Aslında Anıl Kangal ve bloğunu takip ettiğimde dünya turuna çıkacağım demiştim. Ama Rotasız Seyyah beni Amerika kıtasına çekti. Maddi olanaklarım sınırsız olsaydı da aynısını yapardım. Sadece daha lüks yerlerde konaklar ve daha çok para harcardım. Mutlaka; Trans Sibirya Ekspresi turu, Afrika’da Büyük Göç Zamanı turu ve Kuzey Fiyortları’na gemi turuna çıkardım. Pardon, galiba çok para lazımmış.

8 – Sıradaki seyahatiniz nereye olacak? Neden burası?

Bir sonraki rotam için 14 güne ne sığdırabilirim diye çok çalıştım.  Önce Cunda Şeytan Sofrası’ nda gün batımını seyredeceğim sonra da kendimi uzak doğuya atacağım. Ağustosun ilk haftası Cunda, Ayvalık ve Kaz Dağları’nda dinlendikten sonra (Normalde tatilde daha çok yorulurum) , Maldivler, Phuket ve Singapur turu yapacağım. Hala ilk tatilim gibi heyecanlıyım.

9 – Gezi deneyimlerinizi paylaştığınız blogunuzun adresi nedir?

www.tatiliyet.com Herkes tatiliyet ne demek diye soruyor.  Ben her insanın tatili hak ettiğini düşünüyorum. Benim tatil anlayışım başka insanları ve kültürleri görmek üzerine kuruludur. Tatiliyet de tatile ait olan her şeydir. İnsanların tatil hakkı demektir. Aynı hürriyet ve milliyet gibi…

Gezimanya Söyleşi Link

Hakkımda” üzerine 2 düşünce

Bir cevap yazın